Başlıktan da anlayacağınız gibi, bugün Steve Jobs hakkında yazmak istedim. Hayatından bahsetmek istemiyorum, sanıyorum ki şu an bu yazıyı okuyorsanız onu zaten iyi tanıyorsunuzdur. Dünyadaki neredeyse bütün “dahiler” gibi, Steve de kendine özgü tarzı, vizyonu, mükemmeliyetçiği ve detaylara verdiği önemle dünya tarihinde hiç unutulmayacak bir yer edindi, tabii bir de arkasında bıraktığı şirket: Apple.

1955 yılında Amerika’da doğup, üniversite eğitimi için Reed College’a devam ederken okulu bırakıp, kafasını dinlemeye ve kendini keşfetmek için Hindistan’a giden bu adam, 21 yaşında Steve Wozniak ve Ronald Wayne ile Apple’ı kurdu, bir garajda, evinin garajında.

Apple’ın kurulduğu garaj: 2066 Crist Dr. Los Altos, CA.

Hayatı, özellikle de iş hayatı çalkantılarla dolu olsa da, özel yaşamı da hayli ilgi çekiyordu. Lise Brennan-Jobs isimli ilk kızını yıllarca reddetmiş olsa da sonunda kabul etmiş, hatta Apple’ın ilk bilgisayarlarından olan Lisa-1’de de onun adı var, tabi bazıları bu ismin “Local Integrated Software Architecture”’dan geldiğini savunuyor, bilemiyoruz.

Bugün konuşmak istediğim asıl konu Steve’in yaptıkları ya da başarıları değil. Bugün onun insanlığa söylediği birkaç cümle hakkında konuşalım. En meşhurlarından biriyle başlayalım:

“Kalbinizi ve sezgilerinizi dinleyecek cesaretiniz olsun. Bu iki şey sizin ileride ne yapmak istediğinizi bir şekilde biliyordur.

“Have the courage to follow your heart and intuition. They somehow already know what you truly want to become.”

Steve Jobs

İnsanoğlu, yaşı ilerledikçe farklı düşünmeye başlıyor, özellikle 20’li yaşların başında olan birinin 3 veya 4 sene sonra düşüncelerinin birbirinden tamamen farklı olabileceğini düşünüyorum, en azından benim için bu böyle oldu. Konfor alanından çıkmadan, risk almadan, bir şey üretmeden yaşamak oldukça basit, fakat istediğimiz bu mu? Gerçekten istediğimiz bu mu? Değil. Dediğim gibi yaş ilerledikçe insan daha mantıklı düşünmeye başlıyor, daha rasyonel, daha gerçekçi, daha objektif. Fakat burada eklenmesi gereken farklı bir şey var, duygular ve hayaller işin neresinde? Zaten hayatta önemli olan hayatın gerçekleriyle hayaller arasında sağlam bir “orta nokta” bulmak değil mi? Bilemiyorum, hepimizin hayalleri var elbette, ama kaçımız bu hayalleri istemekten bir adım öteye gidiyoruz, kaçımız en azından bu isteklerimiz için harekete geçiyoruz, çok az olduğumuz kesin, bu durumun elbette birden çok sebebi var. İş, güç, okul, ilişki, aile, belki büyük şehir telaşı, arkadaşlar. Ama tüm bunlara karşılık insan nasıl mutlu olur? Ya da mutlu olmadığı bir hayatı nasıl yaşar? İşte tüm bu sebeplerden ötürü, günümüz dünyasında “Üniversite mezunu mutsuz köle” olarak yaşamayı marifet sanan ve bu sistemi hiç sorgulamayan bir topluluk olarak nitelendirebileceğimiz biz, insanlar, hayatın bize dayattığı zorluklarla savaşırken istediğimiz, bizi mutlu eden şeylere vakit ayıramıyoruz. Bir insanın istemediği, sevmediği bir şeyi yapması ile bu kadar zorken, bütün bir ömür boyunca her ama her gün sevmediği işi yapan insan nasıl mutlu olabilir? Tam bu noktada, insan sevdiği şeyleri yapmalı, sevdiği şeylere vakit ayırmalı, hayatını boşu boşuna yaşamamalı, dokuzdortbir de tam olarak bu mutluluğa ulaşma amacıyla attığım bir adım. Konudan uzaklaşmış gibi görünsek de aslında konu tam olarak buraya varıyor, mutlu yaşayabilmek, insanın kalbini dinleyebilmesi. Geçmişten ders almadan gelecekte de aynı şekilde amaçsız, hedefsiz yaşayan insan mutlu olamaz, insanoğlu hayatta sevdiği şeyi yapmalı. Mutlu yaşayabilmek de hayatta yaptığınız şeylerle doğrudan bağlantılı, Steve Jobs’ın da söylediği gibi:

“İşiniz, her zaman hayatınızın büyük bir kısmını dolduracaktır. Hayatınızda, neyi ve kimi sevdiğinize iyi karar verin. Çünkü hayatınızın merkezinde sevdiğiniz kişi ve işiniz vardır. O nedenle, hayattan tat almanın tek yolu, yaptığınız işi sevmektir. İşinizi sevebilmenizin tek yolu ise, onun güzel ve yararlı bir iş olduğuna inanmanızdır. Eğer onu hala bulamadıysanız, bakmaya devam edin. Onu bulana kadar asla bir işte sabitlenip kalmayın. Kalbiniz, onu bulduğunuzda size söyleyecek. Mükemmel bir ilişki gibi, işiniz de yıllar geçtikçe daha da iyi olacak.”

“Your work is going to fill a large part of your life, and the only way to be truly satisfied is to do what you believe is great work. And the only way to do great work is to love what you do. If you haven’t found it yet, keep looking. Don’t settle. As with all matters of the heart, you’ll know when you find it. And, like any great relationship, it just gets better and better as the years roll on.”

Steve Jobs

Çok güzel, yapalım sevdiğimiz işi. Peki geriye kalan işler, ya da maddi kaygılar ne olacak? Bir insan, her ne olursa olsun, sevdiği şeyi yaptığı sürece, başarılı olmaya uğraştığı müddetçe, elbet, eninde sonunda başarıyla beraber kazanç da elde edecektir, ama bu kazancın ötesinde, bu insan mutlu olacak, her sabah kalktığında nefret ederek uyanmayacak. Her sabah nefret ederek kalkarsak, bunu 30-40 yıl boyunca sürdürebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Sorarsak herkes başarılı olmak istiyor, herkes milyoner olmak istiyor ama kaçımız bunun için çaba gösterip adım atıyor? Dünya üzerinde bir konuda çok güzel bir eşitlik var, bu dünyada yaşayan herkesin bir gün içerisinde sadece 24 saati var. Tim Cook, Jeff Bezos, Elon Musk ve bu isimler gibi binlercesini sayabiliriz. Bu isimlerin ortak özellikleri var: Milyonerler, başarılılar ve hepsinin 24 saati var. Benim de 24 saatim var, sizin de 24 saatiniz var. Bazen vakit bulamadığım da şikayet ediyorum, vaktim yok, vaktim yok, vaktim yok. Aslında vaktim var, bunu daha iyi değerlendirdiğim sürece. Bu saydığım isimlerin neredeyse hepsi sabah 4’te, 5’te uyanıp güne başlayan insanlar. Diğer insanlardan 2 veya 3 saat daha fazla zamanları var, neden? Çünkü erken kalkıp daha az uyumayı seçiyorlar. Burada kendime sormam gereken iki soru var: “Başarılı olmak istiyor muyum? Mutlu olmak istiyor muyum?” Evet istiyorum, o zaman bunun için adım atıp fedakarlık göstermem gerekiyor, kim başarılı olmak istiyorsa daha fazla çalışması gerekiyor, çalışmadan hiçbir ama hiçbir çözüm süreklilik sağlamayacak. O yüzden insan hayatında harcadığı her bir dakikanın kıymetini bilip buna göre hareket etmeli, hayatı basitleştirip geçmiş için üzülmek yerine gelecek için bir şeyler inşa etmeye uğraşmalı, sonuçta hepimizin 24 saati var değil mi? Steve Job’ın da söylediği gibi:

“Hayatta en sevdiğim şeyler parayla alınamaz. Hepimizin sahip olduğu en değerli kaynağın zaman olduğu çok açıktır.”

“My favorite things in life don’t cost any money. It’s really clear that the most precious resource we all have is time.”

Steve Jobs

Tüm bu güzel cümleler sonunda, beni en çok etkileyene geldik.

“Dünyayı değiştirenler ancak bunu yapabileceklerini düşünecek kadar çılgın olan insanlardır.”

“The people who are crazy enough to think they can change the world are the ones who do.”

Steve Jobs

“Dünyayı değiştirenler ancak bunu yapabileceklerini düşünecek kadar çılgın olan insanlardır.” Konfor alanından çıkmadan, 10 yıl sonra ne yapacağım ya da mutlu olacak mıyım diye düşünmeden günlerini geçirerek yaşamak, mantıklı gelmiyor. Risk almadan, fedakarlık yapmadan, çalışmadan, uğraşmadan, yorulmadan kim mutlu olabilir? Bugün kendimizi zorlayıp gelecekte rahat edeceğimizi biliyorsak, bugün çalışmayıp gelecekte zorlanmak niye? Üstelik sevdiğimiz şeylerle uğraşıp mutlu olmak da varken. Dünyayı değiştirme fikri bazılarınıza çılgınca gelebilir, ama her ne yapıyorsak yapalım, yaptığımız şeyi seviyorsak ve gerçekten en kalitelisi için uğraşıyorsak, neden olmasın? Bugün son günümüz gibi yaşasaydık, yapacak ne kadar çok işimiz olurdu değil mi.. Steve Jobs’a yaptıkları, teknolojiye olan bakış açısı için teşekkür etmek dışında, bahsettiğim gibi cümleleri dünyaya sonsuza kadar bıraktığı için teşekkür ederim. Eğer daha fazla okumak isterseniz, aşağıya sevdiğim birkaç taneyi daha bırakıyorum.

“Başarılı girişimcilerle başarısız girişimcileri birbirinden ayıran özelliklerin neredeyse yarısının sadece sabırla ilgili olduğundan eminim.”

“I’m convinced that about half of what separates the successful entrepreneurs from the non-successful ones is pure perseverance.”

Steve Jobs

“Öleceğinizi hatırlamak, kaybedeceğiniz şeyler olduğu tuzağına düşmenizi engellemenin en iyi yoludur. Zaten gerçek anlamda  hiçbir şeye sahip değilsinizdir. Kalbinizi izlememek için bir neden yoktur.

“Remembering that you are going to die is the best way I know to avoid the trap of thinking you have something to lose. You are already naked. There is no reason not to follow your heart.”

Steve Jobs

“17 yaşımdayken şöyle bir cümle okumuştum: “Eğer her gününüzü son gününüzmüş gibi yaşarsanız, bir gün mutlaka halkı çıkarsınız”. Bu cümle üzerimde büyük bir etki bıraktı, ve ondan sonra, geçen 33 sene boyunca, her sabah aynaya baktım ve kendime: Eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapmak üzere olduğum şeyi yapar mıydım?’ diye sordum ve birkaç gün üst üste cevap hayır olduğunda bir şeylerin değişmesi gerektiğini anlarım.”

“When I was 17, I read a quote that went something like: ‘If you live each day as if it was your last, someday you’ll most certainly be right.’ It made an impression on me, and since then, for the past 33 years, I have looked in the mirror every morning and asked myself: “If today were the last day of my life, would I want to do what I am about to do today?” And whenever the answer has been “No” for too many days in a row, I know I need to change something.”

Steve Jobs

Sevgilerle, 941.

1 yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: